Kuşları Çok Sevdi

“Türkiye’ye kesin olarak döndüğümü beyan ederim. ..29.05.1984
Yolcu imzası..
Yukarıdaki beyan huzurumda yapılmış olup doğruluğunu tasdik ederim. 29.05.1984
Naklihane Gümrük Müdürlüğü”
Adı Temel’di. Adının bir anlamı vardı. Karadenizli olduğundan değildi adı Temel. İstediler ki o temel olsun, göçüp gitmesin, temel olup devamı da gelsin.. Ondan önce doğan çocukların hepsi ölünce nameye kaldı temenni belki de sırf bu yüzden. Adaklar adandı tek bir evlat için.. O doğduğunda işte o yüzden adına Temel dediler.. Temeli olsun diye.. Oysa temeli olmadı gelecek kardeşlerinin. Daha küçükken yetim kaldı üstelik. Baba sevgisi belli belirsiz hatıralarda kamıştı belleğinde işte bu yüzden. Eline sapan alıp kuşları avladı, hem sevdi, hem avladı.. Tutku belki de buydu.. Eli iş tutsun diye kunduracılığı öğrendi. 7’sinde nasıl baktıysa ayakkabılara 70’inde de öyle baktı tabanına..
Babası 8 yıl askerlik yaptı Yemen’de. Tam bitti derken savaş, yeni cephelerden celp geldi çünkü. Koskoca 8 yılın sonunda, sağ salim dönünce evlendi. Temel 13 yaşındaydı, o uçurumdan düşen kamyonun içinde, yine kamyonda taşıdıkları tomrukların altında ezili kaldı. Savaşlarda, aç susuz ölmeyen adam uçurumun sonunda son nefesini verdi. Belki o yüzden kuşları hem sevdi, hem avladı Temel..
Evlilik çağında onunla tanıştı. Evlendi de.. Hem de kaçırarak. İki çocuğu oldu. Bir kız bir erkek. Zor zamanlardı. Savaşlar görmüş Cumhuriyeti kuran bir neslin devamını görmek zordu, mutlu ettiği kadar zordu neyleyeydi gönül. İstanbul büyüktü ve zor zanaatti geçinmek. İstanbul çok büyüktü!.. Almanya yolu düştü, önce eşi ve çocuklarına, sonra ona.. Dil bilmeyen ilkokul mezunu bir adam işçi sıfatına bürünmüştü 70’li yıllarda birçoğumuzun yaptığı gibi. Darbeler gördü. Dokunmadı ne etliye ne sütlüye..Yıllar sonra içi giriş-çıkış damgalarıyla dolmuş koyu lacivert defterin son sayfasına yazıldı aşağıdaki satırlar.
“Türkiye’ye kesin olarak döndüğümü beyan ederim. ..29.05.1984
Yolcu imzası..
Yukarıdaki beyan huzurumda yapılmış olup doğruluğunu tasdik ederim. 29.05.1984
Naklihane Gümrük Müdürlüğü”
Torunları oldu, büyüdü..
Ne sesi çıkardı, ne soluğu.. Varı yoğu karısıydı. Bir ona kızar bir onu çok severdi.. Tabii torun sevgisi de başkaydı. Geceleri yatağına erkenden çekilirdi, küçük pilli radyosunu açar, TRT’de Türk Sanat Müziği dinlerdi sessiz sedasız. Hızlı yürürdü. İki dudak arasındayken söz o anlardı. Kulağına kuş sesi öttürürdü çocukların. Sahici gibi. Mızıka çalardı. Gitar çalardı. Saz çalardı, kendi öğrenmişliğiyle.. Yalan başlıyor diye bağırırdı akşam saat 6’yı vurunca TRT 2’de.. Yalan dediği Yalan Rüzgarı’ydı. Hani Jill, Jack falan olan, hani yalan dünyaydı pembesinde kalan grileriyle beyaz cama vuran.. Her yılın ilk günü kutlanırdı doğum günü. 01.01.1923 diye yazılmıştı çünkü şeceresinde doğum tarihi. Oysa o da bilirdi herkes gibi, sembolikti doğduğu ay ve doğduğu günü. Olsun ne fark ederdi ki ha mart, ha ocak, ha haziran.. Doğmuştu ya. Ne fark ederdi ayı ve günü..
Şimdi koca şehre tependen bakan bir yerde, Piyer Loti’nin altında yatıyor dedem.. Taşında da Temel yazıyor adı. Ekim’de dört sene olacak gideli. Ki bilinmeliydi, ki o eşi gittiğinde gitmişti ve sadece onsuz altı ay dayanabildi bu hayata. Oysa Temel yazıyordu adı.. Hani Temel olacaktı diye..
Koyu lacivert içi damgalarla dolmuş bir defterin son sayfasında yazılan satırlara tasdik edilen hayata son sözü ne o, ne başkası koydu. Herkes gibi..Gençliğinde çok avlamıştı kuşları, yaşlılığında gözü gibi baktı.
O kuşları sevdi..Yukarıdaki satırlarda ismi geçen kişinin, yirmi bir yılımı paylaşmış adamın; ilk emeklememi görmüş, ilk hecemi duymuş, elimden tutmuş adamın; dedemin olduğunu ve onu da her giden gibi çok özlediğimi huzurunda tasdik ederim..
Hayat defterime düşülsün notu.. İzi yürekte her daim duruyorken..
Mart-2006